Havana 2.Gün

Havana sıcak bir gün ile başlıyor. Konakladığım hostel Casa Mirella’da su yok. Kaldığım odanın kapısı evin mutfağına açılıyor. Mutfakdan kahve kokusunu hissedince bir göz atayım dedim. Bir genç italya expresso cezvesinden kahve hazırlıyor. Günaydın.. arkasından kahve ister misin diyor… Kolombiyal. Tanında kahvesini getirmiş. Paketi gösteriyor. Cello Rojo. Kolombiya’da ben de hep kullanıyordum. Cello Rojo Diğer markalara oranla ucuz ama ne önemi var. 😍Kolombiya’dan Küba’ya seyahat etmiş, bir yudum paylaşım oluyor. İkinci kahveyi yapmak istiyor ocağın dengesizliğiyle expresso cezvesi devriliyor. Acelesi de varmış. Bir üniversite programı için gelmiş, hızla vedalaşıp ayrılıyor. Sabah kahvaltımı avena mango karışımı ile yaptıktan sonra diğer odadaki arkadaşlara merhaba diyorum. Bir genç üst ranzadan kınuşmaya başlıyoruz. Iranlı ve Paris de okumuş. Sohbet koyulaşıyor. Hadi kahvaltıya gidelim diyoruz. Önce ben paramı exchange yapıyorum. Sonra da bir yerde meyva suyu ile meyvalı torta yiyoruz. Babac oldukça zeki ve iyi bir ğitim almış. Ama zamanla hayatında mücadele başlayınca Paris de doktora yaptığı üniversiteyi bırakmış. Amerika da öğrendikleri farklı dersler ve aşık olmuş. Ama kız onu nedensiz terk etmiş. Her dönemden farklı ders almış. Konuştukça konu açılıyor. Iranlı bir bilgenin kuşlar ile ilgili spirütüel kitabından bahsediyor. Bir anda farklı hayatlar bir noktada kesişiyor. 

Hostele dönünce iletişim adresimizi paylaşıyoruz. O Viñelas’e gidiyor. Ben Old Havana ya doğru çıkuyorum. Hostelden 3 avustralyalı genci yolda yakalıyorum beraber ilerliyoruz veya ikerliy er miyoruz. Yarı yolda birisi acıkıyor bir tosta 4 dolar veriyor. Biraz ileeliyoruz canı sigara istiyor. Sonra da bira içmeye oturuyorlar. Orada iki kübalıdan sigara için ateş isteyince o masada oturmsya başlıyor. Sonra da biz gidiyoruz yanlarına. Kübalılar akşam vara gelin diyorlar. Kladik aynı mos, turistlere hep bir şeyler ısmarlatmak istiyorlar. Bir içkiden bahsettiler ve hadi gidelim deneyelim dediler. Tabii ben bu senaryoları daha önce de görmüştüm. Kokteyli kadının nasıl hazırladığını gördüm. Neredeyse bardakların tamamıını buz ile doldurdu. Kokteyl uyduruk, gittiğimiz yer bir bar ama güzel bir ambiansı yoktu. Hesap geldi 25 dolar. Tabii onların içkisini de paylaştılar. Zaten onlar hiç ödeme girişiminde bulunmadı. Ödeme yaptılar çıktık. Hatırlıyorum böyle bir senaryoda bir pisco sour için Lima Peru da neredeyse 15 dolar vermiştim. 

Oradan çıkıp, RevolutionMuseum a geldik ki. Giriş ücretinin 8 CUK olduğunu öğrenince girmekten vazgeçtim. Onlarla vedalaşıp Plaza Vieja ya yürümeye başladım. Plaza Vieja’ya bir sokak mesafe kalmıştı ki önünde küba bayrağı olan şapkalar gördüm. Denedim ama kalıpları çok rahatsız. Başka hediyelik eşyalar da varmış. Bakarken konuşmaya da başladık. Bana nereli olduğumu sorup, öğrendiği zaman.. Uzun yıllar önce Mustafa adında bir türk sevgilisi olduğunu, her yıl Küba’ya geldiğini anlattı.”Çakal”kelimesini öğrenmiş ondan. Tabii mevsimlik ilişkilere benziyor. Muhtemel Mustafa evli de olabilir. Küba sahillerinde zamanını değerlendiriyordur. Bir daha dönersem benden türkçe diskotek müziği istedi. Bu arada kendi içerken bana da küba kahvesi ikram etti. Zenginlik belki de sbah kolombiya kahvesi, sonra türk kahvesi, öğleden sonra küba kahvesi.Ayrılmadan önce baktım içeriden bir poşete 2 kğba bayrağı ve anahtarlık koymuş bana hediye etti. Gönlü güzel insanlar tüm dünyada var. Ve ben bu insanları seviyorum. Vedalaştık Plaza Vieja’nın sıcak taşlarına oturdum. Bu satırları yazıyorum. 
Devamında  biraz yürümeye başladım. Köşe başında hoş bir restauran insanlar sokağa yerleştirilmiş masalarda içerden gelen hoş müziğin eşliğinde yemeklerini yiyorlardı. Restauran içide müzisyenler canlı Bir an oturmak istedim fiyatlar da çok pahalı görünmüyordu. Otursam gelen geçen kübalı erkekler laf atacak. Neyse biraz yürüyeyim dedim. Plaza Vieja’da kültürel aktivite ilanına bakarken yanımdaki bayan sordu. Hangi tip aktiviteden hoşlanıyorsun diye.. Piyano diye yanıtladım. O da bana tarif ederek, San Feansisco Kilisesinde düzenli dinletiler olduğunu sötledi. Sonra baktı olmadı, istersen birlikte yürüyelim dedi. Meydanının sağ köşesindeki sokağa kıvrıldık. Bir kaç dakika içinde kilise önüne geldik ama kilise kapalıydı. Yürümeye devam ettik. Sokaklarda hep müzik  aktivitesi vardı. Hatta bir restauran önünde biraz salsa adımladık. Bana internet için nereden kart almam gerektiğini gösterdi anlattı. Çok sakin konuşuyordu, daha önce gemilerle ilgili bir iş yapmış ve eskiden her şeyin çok daha iyi olduğunu belirtti. Saçları kısa kıvırcık kırlaşmış aralarında tek tük siyahlar vardı. Ufak tefek ama dinç yapıdaydı.

Bir anda kendimi yorgun hissettim. O da yorgun görünüyordu.Teşekkür ettim ayrıldım. 

Gostele kadar 3 km yürüdüm. Akşam Jessi ile yakınlardaki lokantada 35 pesoya yemek yedik. Sonra da Malecon sahil şeridine gidip akşamın havadını duvarlarda oturarak soluduk. Yolda hostelden kolombiyalı Sebastian ile karşılaşmıştık. Hep birlinte sohbet edip hostele dönerek günü tamamladık. Günü 10 km den fazla yürüyerek bitirmiştim

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s