Cienfuegos, Colonial bir evde kalıyoruz. Uyandığımda oda arkadaşím Alexi’nin güzel bir notu ile uyanıyorum. Onlar üç polonyalı arkadaşlar ile Varadero ya gidiyor. Onlar sabah 7 de ayrılınca Babac ve ben kahvaltı için dışarı çıktığımızda, ana cadde ortasinda yer alan geniş yürüyüş alanında flarmoni orkestrası klasik müzik konseri ile karşılaşıyoruz. Biraz dinledikten sonra yumurta ekmek adı üstünde tortilla pan yiyoruz sonra da güzel esspresso kahve. Sabah saat 09:00 civarı. Dönüp çantaları alıp, bir kaç blok ötede terminale gidiyoruz. Pazar günü olsuğu için kamyon otobüsler çalışmıyor. Bir saat bekledikten sonra çaresiz Viazul otobüs fitmasına biniyoruz. 6 Cuk veya 6 dolar. 83 km mesafe için oldukça pahalı. Bir saati geçiyor ki Trinidad a varıyoruz. Otobüsten indiğimizde terminalin önünde bekleyen insan kalabalığıyla karşılaşıyoruz. Herkes elinde broşürle müşteri bekleyen evsahipleri. Yaşlı bir bayan 10.000 Cuk diyor mustakil girişli olunca kabul ediyoruz. Yürümeye başlıyoruz kadın önde biz arkada. Birazdan plazanınoarkasında yer alan fakir bir sokağa gitiyorux. Yol boyunca çöp birikintileri açık pencere ve kapılardan götünen yaşam yüzleri. Sokağın köşesinde yer alan dalga dalga mavi boyalı bir eve varıyoruz. Binanın dışında yer slan merdivrnle üst kata çıkıyoruz. Biraz tozlu bir havası var. Girişte yer yer 3 koltuk, oradan geçtiğimiz odanın solunda çift kişilik bir yatak yer alıyor. Bir anda babac bana bakıyor ve ben “biz çift değiliz”diyorum. Bab ben küçük yatakta yatarim diyor ve evi değiştirmeyi bile kabul etmedi. Kapıyı kapattık, mutluyduk kendimize ait bir çatımız olmuştu. Daha sonra Trinidad tarihi merkezi gezmek için dışarı çıktık. Oturduğumuz sokak, mahalle varoş bir semt. Yürürken hava sıcaklığı ile açık olan kapı ve pencereden görünen ev hallerine tanık oluyorsunuz. Fakir eski moda mobilyalar, televizyon koltuklar üzerinde örtüler dikkatimi çekiyor. Şehri keşfetmeye çalışıyoruz. Bir plazaya varıyoruz ki klasik olduğu üzere burada wifi olduğu için insanlar telefon ellerinde gözlerinde kenetlenmiş oturuyorlar. Pizzacı bulup, öğle yemeğini yiyoruz. Yakıcı bir sıcak bunaltıyor. Çıkuyoruz Cienfuego da karşılaştığımız arjantinli genci görüyoruz. Beraber yürümeye başlayınca yol boyunca kolonial binalara girip geziyoruz. Daha sonra çok güzel bir binayıgörünce izin isteyip geziyoruz. Burası da otel olarak kullanılıyor. Eski antika eşyalar, çiçeklerle donanmış bir avlu. Salona tekrar geldiğimizde çok eski diplomaları inceliyoruz, kenarda duran piyano Bab’ın dikkatini çekiyor. Çaldığını bilmiyorum, evsahibinden izin istiyor çalmak için. Ellerini piyano tuşlarına dokundurmasıyla oryantal ezgi boğazıma düğümleniyor, müziğin ezgisiyle bir anda bilinmeyen bir yerdeymişcesine o AN’da bir yolculuğa çıkıyorum. İki elleriyle piyanonun tuşlarına sert dokunuşlarla ezgi son buluyor, ben de göz pınarımda iki damla yaş ile uyanıyorum. Hep beraber hep kalmayı hayal edeceğim evden süzülerek ayrılıyoruz.