10 Nisan 2017, Villarica, Şili

Villarica’ya  Castro, Chiloe’den otostop ile gelip, Hostel Torre Suiza’ya giriş yaptıktan sonra kendimi göl kenarında yürüyüş yaptıktan sonra iskeleye demir atıyorum.

Göl kenarında iskelede tahta lataların üzerine yatıyorum, gözüm bulutlarda.. Bir orta yaşlı sporcu yürüyüşten geldiği belli olacak şekilde ayaklarımın üzerinden atlayarak iskelenin aşağı kıvrılan ucuna gidiyor. Başında şapka, gözlerinde güneş gözlükleri ve kulağında kulaklıklar. ” Gökyüzü manzarasını mı seyrediyorsunuz “diyor. Aramızda 90 derece açı var. Ben de “doğayı dinliyorum görmekten çok” diyorum. Konu nasıl gelişiyor çok da takip edemiyorum. Şili’yi beğenip beğenmediğimi soruyor. Ben de doğa ve insanlar güzel, ben zaten beğeniyorum diyorum. Şili de nüfus yoğunluğunun az olduğunu ve insanların mutlu olduğunu söylüyor. Sonra ekliyor, eğer çok fazla şeye ihtiyaç olmazsanız mutlu olursunuz,  burada insanlar az ile yaşuyor ve çok mutlular, diyor. Konu devam ediyor.. Türkiye, Ortadoğu, Avrupa.. 4 kez dünya turu yaptığını, dünyayı tanımak gerektiğini ve kendi ülkesinde insan sürekli aynı yemeği yiyeceğini ama bunun değerini anlamak için xe dünyayı tanıması gerektiğini, hatta türk ile evlenmeyip yabancı biriyle evlenip çocuklarımın farklı ülkelerde yaşamasının ideal olacağı, ve dünya insanı olmak gerektiği üzerine sürdü.Neden Güney Amerika ? Sorusuna Güney Amerika’nın 14 yaşında bir kız çocuğu olduğu (ispanyolca da la tierra, dişi) ve geleceği olduğunu, ana Türkiye, Avrupa ve Orta Doğu’nun çok yaşlı olduğunu ve problemli olup, enerjisinin kötü olduğunu , ayrıca gölü göstererek su ve doğanın en önemli kaynak olduğunu söyledi. Tüm bu konuşmaların ve daha fazlasının benim yatarak, onun da baş aşağı konuşarak gerçekleştirdiğimiz düşünülürse sohbet için koşul yoktur özgürlük diyebilirim. Amerikalı olduğunu Villarica’da yaşadığını belirtiyor, vedalaşıyor geldiği gibi uzaklaşıyor.Ben ise gökyüzü ve tahta döşeğimde mutlu hayallerimle bsşbaşa kalıyorum.

Sevgiler